Haddini Bilmek: Köleliğin İnceliği
Haddini bilmek… Bu ifade, yüzeyde sıradan bir edebiyat gibi görünse de, özünde insana dair derin bir Politikaye işaret eder: Kendi ülkesinde, mevcut ve yer bilme erdemi. Kölelik mi yapıyorsun? Haddini bilmenin kölelik ile bağını nasıl kurarız? İlk yaşam mesafesi gibi görünen bu iki kavram, aslında insanın içsel dünyasında kesişir; çünkü insan, haddini bildikçe özgürleşir, haddini unuttukça köleleşir.
Bir kölenin haddini bilmesi, efendisine itaatten ibaret değildir. Daha derinde, insanın kendi sınırlarının bilinmesinin varlığı. Kölelik, dışsal bir boyunduruktan tercih, insanın kendi arzularına, hırslarına, egosuna esir düşmektir. Haddini bilmeyen bir insan, aslında kendine köledir. Bu kölelik, insanın asıl zincire vurulmasıdır. Özgürce hareket ettiğini sanan bir kişi, aslında kibir, açıkgözlülük ya da anlamsız bir Üstünlük mücadelesi içinde sürüklenip gider.
Haddini bil..
Peki ya haddini bilmeyen efendi? O da bir köledir aslında. Egonun, kontrol etme arzusunun ve hırslarının tutsağı… O da zincirlenmiştir, ancak zincirlerini görmeye cesaret edemez. Haddini bilmek, efendi olmayı değil, insan olmayı hedefler. İnsanın özü de kölelikten kurtulmaktır: İçsel kölelikten
Bir köleliğin haddi, insanların sınırlarında kalması. Özgürlük ise o sınırlar içinde onları aşmaya çalışmamaktadır. Çünkü gerçek özgürlük, insanın kendisini olduğu gibi kabul ettiği yerde başlar. Özgürleşmek, haddini bilmenin derin inceliğini karakterinden geçer. Haddini bilen köleler, dünyaya düzenler; Haddini bilmeyen efendilere kaos…
O halde soralım: Hepimiz, haddi aşma arzusunun köleleri sunduk, yoksa kendi sınırlarımızı kabul etmiş özgür insanlar mı? Haddini bilmenin, kendine sadık kalmanın adıdır. Ve bu sadakat, insanın köleliğinin en zarif haliyle tanıştırılır; özgürlük ise bu zarafetin ödülüdür.











YORUMLAR